Fransız Sosyetesinin Size Gariplikleriyle Görgü Kurallarını Sorgulatacak Birbirinden İlginç Alışkanlıkları

Kırmızı ayakkabılarıyla nam salan Kral XIV.Louis neden topuklu ayakkabılara düşkündü? Saray çalışanları neden kralın kapısını çalamıyordu? Fransız sosyetesinin birbirinden tuhaf alışkanlıklarını derledik! Buyurun okumaya!?

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=rU-Ed…

1600’lü yıllarda, Versay saray hayatı oldukça katı kurallara sahipti. Buna rağmen bazı saraylılar gizliliği pek önemsememekteydi.

Saint-Simon Dükü Louis de Rouvroy’un anılarına göre, Prenses d’Harcout ne zaman tuvaleti gelse ihtiyacını görürdü. Zaman ve mekan onun bu işi görmesi için önemli değildi.

On yedinci yüzyıl Paris’i, tüm Avrupa için modanın merkeziydi.

Topuklu ayakkabılar, at binmeye yardımcı bir icat olarak ortaya çıksa da kraliyet ailesi arasında moda oldu. Topuklu süvari çizmeleri yaygınlaştı ve insanlar daha sık topuklu ayakkabılar giymeye başladı. Alt sınıflar tarafından gölgelenmek istemeyen soylular, statülerini ve ayrıcalıklarını göstermek için topuk boylarını yükselttiler.

Kral XIV. Louis’in gösterişli topuklu ayakkabılar giymeye başlaması biraz zaman aldı. Hatta en sevdiği tasarımcı Jean Berain’e diktirdiği özel kıyafetlere yüksek topuklu ayakkabılar eklettirdi.

Louis topuklu ayakkabıları severdi ve hem erkekler hem de kadınlar bu ayakkabıları bir moda ifadesi olarak giymeye başladı. XIV. Louis’in zamanında topuklar beş ila on iki santimetre yüksekliğindeydi; tokalar, kurdeleler ve soyluların istediği her türlü gösterişli süslerle süslenmekteydi. Soyluluğun imrenilen bir simgesi olan yüksek topuklu ayakkabılar, Versay Sarayı’nda son derece popüler hale geldi. Kırmızı topuklu ayakkabılar ise açık ara sosyetenin favorisi oldu. Bunun sebebi muhtemelen kırmızı boyanın pahalı olmasıydı. Kırmızı topuklu ayakkabılar estetik ve lüks kabul ediliyordu. Böylece, sadece belirli soyluların bu tür ayakkabıları giyebileceğine karar verildi.

Versay’da yüksek bir rütbeye sahip olmak yanında özel ayrıcalıklar getiriyordu.

On yedinci yüzyılın sonlarına doğru geçit töreni yatakları popüler hale geldiğinde, soyluların ziyaretçilerini daha çok yatak odalarında kabul ederdi. Oymalarla süslü eşyalar, ipek perdeler ve dönemin lüks mobilyalarıyla kaplı bu yataklar, görülmesi gereken bir manzaraydı. Bu uygulama; bir güç sembolü olarak hayati bir amaca hizmet ettiler. Bir tören yatağı, sahibinin son derece zengin ve önemli olduğunu gösterdiği için önemli bir statü simgesiydi.

Saray halkının imtiyaz sahibi olmaları için izlemeleri gereken kurallar vardı. Soylular, sadece soylarının derecesini kanıtlamakla değil ayrıca katı giyim kurallarına da uymakla da yükümlülerdi.

Erkeklerin şık ve farklı faaliyetlere göre giyinmesi beklenirken kadınlar için durum daha karışıktı. Taşınması zor, üç parçalı bir elbise giymeleri beklenirdi. Etekleri ağır, uzun ve üç arşına veya dört metreye yakın olurdu. Balina kemiğinden yapılmış, rahatsız edici korseler giymek zorundalardı. Giydikleri bu kıyafetler geniş ve oval yakalara sahipken etek uçları yeri bulurdu. Referans yapmaları gerektiğinde işlerini zorlaştıran bu elbiselerle prova yaparlardı.

Kapıyı çalmak, büyük bir saygısızlık görülüyordu.

Bir kapıyı yüksek sesle çalmak kabalık sayılırdı ve özellikle kralın kapısını çalmak kabalıktı. Bunu telafi etmek için saray mensupları tırnaklarını uzattı. Bu yüzden kapıyı çalmak yerine hafifçe tırmalarlardı. XV. Louis, yalnızca kendisinin ve yakın ailesinin kapı çalmayacağına karar verdi.

Oturmak, saray hayatında bir ayrıcalıktı ve kimin nerede oturabileceği tamamen statüye bağlıydı.

Krallar ve kraliçeler, oldukça süslü koltuklara sahipti. Kraliyet soyundan gelen prensler ve prensesler kolsuz sandalyelerle yetinmek zorundaydı. Düşeslerin taburelere oturmasına izin verilirdi. Giderek daha fazla insan kralla aynı odada oturmaya başladığından oturma düzeni bir sorun haline gelerek Fransız saray mensupları arasında tartışmalara neden oldu. Diğer herkes, tüm günlerini oturmadan geçirirdi.

On yedinci ve on sekizinci yüzyıl Fransa’sında yemek çok önemliydi. Soyluların evlerinde çalışan ve sadece onlar için özel yemek kitapları hazırlayan usta aşçıları vardı. Bu tarz uygulamalar, XV. Louis döneminde zirveye ulaştı.

Kral yemeklerini genellikle tek başına yemesine rağmen saraylılar Versay’da birden fazla akşam yemeği töreni düzenlerdi. Bu gösterişli törenlerüç yüzden fazla kişiyi kapsardı. Diğer zamanlarda grand couvert adı verilen bir yemek yeme geleneğinde, soyluların taburelere oturup kraliyet ailesinin yemek yemesi izlenir ve kral ailesiyle birlikte yemek yerdi. Sarayı ziyaret edenler gastronomi çalışmalarını da görme fırsatı buldu. Saray, bir keresinde Mozart’ı kraliyet masasının yanında durmaya davet etmişti ve hatta Voltaire de Versay’da yemek yemişti. Bu kişilere oturmaları için sandalye verilmiş midir? Pek sanmıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir